ՄԵՆՅՈՒ

ՊԱՏՄԱՄՇԱԿՈՒԹԱՅԻՆ, ԳՐԱԿԱՆ - ԳԵՂԱՐՎԵՍՏԱԿԱՆ, ՓԱՍՏԱՎԱՎԵՐԱԳՐԱԿԱՆ, ՀԱՆՐԱՄԱՏՉԵԼԻ, ՈՒՍՈՒՑՈՂԱԿԱՆ, ԱԶԳԱՅԻՆ, ՀԱՅՐԵՆԱՍԻՐԱԿԱՆ, ԿՐԹԱԴԱՍՏԻԱՐԱԿՉԱԿԱՆ ԲԼՈԳ   «Բոլորն ուզում են իրենց երեխաներին թողնել լավ աշխարհ, իսկ ես աշխարհին ուզում եմ թողնել լավ երեխաներ» ԿԱՐԼՈՍ ՍԼԻՄ ԷԼՈՒ  
Drop Down MenusCSS Drop Down MenuPure CSS Dropdown Menu

07.05.2014

AFYONKARAHİSAR 1915 - AMERİKALI BİR GEZGİNİN MASSACHUSETTS, 22 KASIM 1915 TARİHLİ MEKTUBU

AFYONKARAHİSAR 1915 - AMERİKALI BİR GEZGİNİN MASSACHUSETTS, 22 KASIM 1915 TARİHLİ MEKTUBU


Mr, ve Mrs. (Harlow), miss (Stevenson) kolejimizden Amerika'ya okumaya gitmek isteyen bir Rum öğrenci, kocam ve ben İzmir'den ayrıldık ve bütün gün ve gece yolculuk yaptıktan sonra, ertesi sabah saat dokuz sularında Afyonkarahisar'a vardık.Karahisar'da bekleyecek üç saatimiz vardı, bu yüzden istasyondan bir araba tuttuk ve buraya bundan önce yaptığımız ziyarette tanıştığımız bir Ermeni doktorun iyi eğitimli, genç bir doktor evine gittik.Evde yanlızca karısını ve iki çocuğunu bulabildik; yaralı Türk askerlerine bakması için doktoru bir yıl önce alıp götürmüşler.
Karısı çevredeki değişik kasabalardan tüm Ermenilerin sürgün edildiğini duymuştu, bu yüzden sırası geldiğinde yanını alacağı birkaç eşyasını toparlamakla meşguldü.Sırası biz evdeyken geldi.Yirmi dört saat içinde tüm Ermenilerin gönderilmek üzere istasyonda olmalari emredilmişti.Nereye gönderileceklerini bilmiyorlardı ama bildikleri bir şey vardı; o da her şeylerini bırakmaları gerektiğiydi yıllarca çalışıp yaptıkları küçük evleri, biriktirdikleri birkaç parça şey, hepsi Türklerin yağmalaması için geride bırakılacaktı.
Yaşadığım en acı saatlerden biriydi bu; hatta bunu takip eden saatler hayatımdaki en acı saatlerdi denilebilir.
O Ermeni evindeki manzaray tarif edebilmek isterdim, üstelik biliyorduk ki o şehirdeki yüzlerce başka evde de aynı yürek parçalayıcı sahnelere tanık olunabilirdi.
Doktorun o cesur eşinin, iki bebeğini alıp açlık ve ölüme onlarla birlikte gitmek zorunda olduğunu bilen o ufak tefek kadının cesaretini tarif edebilseydim, keşke. Birçok kisi evine gelmeye başladı; ona geliyorlardı; rahatlamak, neşelenmek için ve o bunları veriyordu onlara. Hiç böyle bir cesaret görmemiştim. En parlak ışıkları görmeniz için dünyanın en karanlık yerlerine gitmelisiniz ve en büyük kahramanları görmek için en gizli noktalara bakmalısınız.
Onun içinde zerre kadar korku bulunmayan o ışıl ışıl tebessümü, yüzlerce insanın mahvolmaya mahkum olduğu o çamur köyünde yol gösterici bir ışık gibiydi .
Onların neler hissetiğini anlamıyor değildi; onlardan biriydi sonuçta.Tehlikede olan sevdikleri yok değildi; kocası uzaklardaydı; onu ve bebeklerini felakete yollayanlara yardım etmekteydi.
Durumu konuşmak için gelenlerin arasında bir Ermeni, "Ah Ermeniler için bir Tanrı yok," dedi.
Tam o sırada yoksul bir kadın, emir geldiğinde bayılmış olan bir genç kıza ilaç almak için içeri daldı.
Böylesi bir çaresizliği, böylesi bir umutsuzluğu Amerika'da hiçbir yüzde görmemişinizdir.
" Bütün ırkımızı yavaş yavaş katlediyorlar," dedi bir kadın.
Adamın biri, " Bu katliamdan daha kötü," diye yanıtladı.
Tellal köyün bütün sokaklarını dolaşıp Ermenilere herhangi bir yardımda bulunan, onlara yiyecek, para ya da herhangi başka bir şey verenin dövüleceğini ve hapse atılacağını bağırarak ilan ediyordu. Dayanabileceğimizden fazlasıydı, bu kadarı.
Kocam doktorun eşine, "Hiç paranız var mı?" diye sordu.
Kadın "Evet, " dedi, Birkaç lira, ama birçok ailenin beş kuruşu yok."
İstanbl'a ulaşabilmemiz için kaç para gerektiğini hesaplayıp, küçük grubumuzda kalan tüm parayı onlara verdik. Ama onlara gerçekten yardım etmek için hiçbir seş yapamıyorduk; hayatlarını kurtarmaya yetecek gücümüz yoktu.
Amerikan okulumuzu ve kilisemizi Türkler çoktan ellerine geçirmişler, sokaklarda büyük bir geçit töreninin ardından kilisemizi camiye çevirmişler, okulumuzu Türk okulu yapmışlar, Haç'ı indirip Hilal koymuşlardı.
Birkaç hafta önce, çok uzun yıllardır, orada didinen, kendisinin bize söylemiş olduğu gibi " o çölde küçük bir vaha yaratmak " üzere çırpınan imanlı Ermeni papazımızı srügüne göndermişlerdi.
Uzun haftalar boyunca (İzmir'deki) kolejimizin Mr (Cass Reed) Afyonkarahisar'da kalıp kilisemizi ve okulumuzu geri almaya çabalamıştı, ama yapılacak bir şey yoktu. Türkler kilisemizin adını "Sabır Camii" koymuşlardı, çünkü onu almak için çok uzun yıllardır beklediklerini söylüyorlardı.
Şehirden kırık kalplerle ayrıldık ve daha henüz yola koyulmuşken birbiri ardına giden trenlerin yanından geçmeye başladık; hepsi zavallı insanlarla, yiyecek hiçbir şey bulunmayan bir takım yerlere dogru götürülenlerle tıklım tıklım doluydu. Durduğumuz her istasyonda bu trenlerden birile yan yana geliyorduk, Hayvan vagonlarından oluşturulmuşlardı; ve her vagonun küçük, demir sürgülü pencerelerinin ardından küçük çocuk yüzleri bakıyordu. Yan kapılar ardına kadar açıktı ve insan içerisini açık açık görebiliyordu; yaşlı erkekler, yaşlı kadınlar, minicik bebekleriyle genç anneler, kadın-erkek-çocuk, koyun ya da domuz sürüleri gibi üst üste yığılmışlardı insanlar hayvandan daha kötü muamele görmekteydiler.
O akşam saat sekizde bu trenlerden birinin durduğu bir istasyona geldik. Ermeniler bize bu istasyonda üç gündür yiyeceksiz beklediklerini söylediler. Türkler yiyecek satın almalarına engel olmuyorlardı; aslında bu katarın sonunda bir vagon dolusu Türk askeri vardı ve bu zavallı insanları Tuz Çölü ya da nereye götürüyorlarsa oraya vardıklarında daha ilerilere sürüklemek için hazır bekliyorlardı.
Yaşlı kadınlar ağlıyor, bebekler yürek acısı bir şekilde bağırıyorlardı.Ah böyle bir zulmü görmek, böyle bir ıstırabı işitmek korkunçtu.
Bize tren bir nehri geçerken yirmi bebeğin suya atıldığını anlattılar verecek hiç yiyecekleri olmayan ve aç bebeklerinin ağlamasına dayanamayan anneleri atmışlardı onları.

o tıka basa dolu vagonlardan birinde bir kadın ikiz doğurmuş ve nehirden geçerken önce bebeklerini suya atmış, ardından da kendisini atmıştı.
Bu hayvan vagonlarında gidecek parayı ödeyemeyenler yürümeye zorlanıyorlar. Yol boyunca, trenimiz geçerken onların ağır ağır, hüzün dolu bir şekilde yürüdüklerini görüyorduk; evlerinden koparılmış, boğazlanmaya götürülen koyunlar gibiydiler.
Bir Alman subayı trende bizimle beraberdi, ona Almanya'nın bu sürgünle bir alakası olup olmadığını sordum; çünkü bunun şimdiye kadar gaddarca yapılmış en gaddarca şey olduğunu düşünuyordum. Şöyle dedi: "Bu ırkın sürgün edilmesine karşı çıkamazsınız; kötü olan Türklerin bunu yapış biçimi." Kendisinin de iç bölgelerden yeni geldiğini ve hayatındaki en korkunç manzaraları görmüş olduğunu söyledi. Şunları anlattı: "Askerlerin sürüp götürdüğü yüzlerce insan yürüyerek dağları geçiyordu. Birçoğu ölmüş ya da ölüm halinde, yol kenarlarında yatıyor. Yürüyemeyecek kadar güçsüz yaşlı kadınlar ve küçük çocuklar eşeklerin yanlarına kayışla bağlanıyor. Yol üzerinde ölmuş bebekler var. Her yer boşu boşuna harcanmşı insan yaşamları ile dolu.
Gece geç vakit son gördüğümüz ve sabah erkenden ilk gördüğümüz şeyler, yok olmaya götürülen insan yaşamlarından oluşan yükleriyle birbiri ardına geçen trenlerdi.
Trendeki başka bir adam, bindiği bir trende annelerin böyle bir ölümden kurtulmak istedikleri çocuklarını alması için ona nasıl yalvardıklarını anlattı.
Söylediğine göre Harput'taki önde gelen iş adamlarından biri, Türklerin kızlarını elinden aldığını görmektense dört kızını da kendi elleriyle öldürmeyi yeğleyecegini anlatmıştı kendisine. Bu Ermeni evini, işini ve tüm varlığını terk etmek, Türklerin onu sürgün etmek istedikleri yere neresiyse oraya doğru ailesiyle birlikte yaya olarak yola çıkmak zorunda kalmıştı.
İstanbul yakınlarında bir istasyona geldiğimizde Bahçecik'ten henüz çıkarılmış Ermenilerle dolu uzun bir trene rastgeldik.
Kocam ve Mr. (Harlow) Amerikan okulumuzda eğitim veren oranın yerlisi öğretmenlerden biriyle konuştular. Anlattıklarının arasında yaşlı bir adamdan bahsetti; emir geldiğinde Bahçecik'te sokakta yürümekte olan bir adamdan. Yaşlı adam sağırmış ve ne olup bittigini anlamamış, bu yüzden kasabayı terk etmek için bir girişimde bulunmayınca askerler onu sokak ortasında vahsice vurmuşlar. Öğretmen hiç yiyecek alamadığını, çünkü askerlerin bunu enğelledigini söylüyordu.
O bebeklerin ve küçük çocukların açlıktan ağlayışları hala kulaklarımın içinde çınlıyor. Rastladığımız her trende küçük çocukların aynı yürek parçalayıcı ağlamalarını duyuyorduk.

AFYONKARAHİSAR: AMERİKALI BİR GEZGİNİN MASSACHUSETTS, 22 KASIM 1915 TARİHLİ MEKTUBU; AMERİKAN ERMENİ VE SÜRYANİLERE YARDIM KOMİTESİ TARAFINDAN AKTARILMIŞTIR 

Kaynak: MAVİ KİTAP 1915 2 CİLT TOYNBEE ERMENİ SORUNU 
Yazarı: Arnold Toynbee, James Bryce

Комментариев нет:

Отправить комментарий

Blogger Widgets